[Ana Sayfa ] [Siir][ Antoloji ][Genc K ] [Makale] [Deneme] [Oyku] [Fotograf] [Felsefe] [Forum][Tiyatro] [Sanat ] [Haber ] [Sinema ] [Kitap ] [Muzik] [Ziyaretci Defteri]


Bu 10 Filmin Ortak Adı ‘Zarar’

0 YORUM

Yüksek maliyetlerine rağmen gişede fiyasko yaratan bazı dev bütçeli filmler, yapımcılarını büyük zarara uğrattı. İşte, dev bütçelerine rağmen, zarar ettiği için “astarı yüzünden pahalıya gelen” 10 film! Listede birinciliği, tüm zamanların en çok zarar eden filmi olan ‘Su Dünyası - Waterworld’ alırken, ‘Cleopatra’, ‘Heaven’s Gate’, ‘Gigli’, ‘Battlefield Earth’ gibi yapımlar da ‘Waterworld’ü yalnız bırakmadı.Sinema tarihinin, yapımcısını en çok zarara uğratan 10 yapımı, bütçeleri ile elde ettikleri gişe hasılatları oranlanarak şöyle sıralandı: Su Dünyası / Waterworld (1995):Kevin Reynolds’ın yönettiği, Kevin Costner’ın başrolünü üstlendiği 229 milyon dolar bütçeli film, sinema tarihinin en pahalı yapımları arasında yer alıyor. Film için dünyanın sular altında kaldığı set özel olarak kurulurken, yapımcıya servete mal oldu. Ancak film gösterime girdiğinde büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Costner’ın “gişe gemisini” batıran film, yapımcısına 86.8 milyon dolar kaybettirdi.Cutthroat Island (1995): Her ne kadar ‘Karayip Korsanları’, sinema tarihinin en çok gişe yapan üçüncü filmi olsa da her korsanın gemisi aynı şekilde yürümüyor. Renny Harlin’in yönettiği bu filmde, Geena Davis ile Matthew Modine kamera karşısına geçti. Daha ilk sahnesinin çekiminde problemlerle karşılaşan yapımın senaryosu yeniden yazıldı. Başrol oyuncusu aylarca aranan ve sonunda Modine’de karar kılınan film, hem oyuncularının kariyerini tahrip etti, hem de Carolco Stüdyoları’nı iflas ettirdi: zarar 82 milyon dolar. Town and Country (2001): Warren Beatty’nin başrolünü üstlendiği bu yapım da oyuncularının kaprislerinin yapımcıya pahalıya patlamasının kurbanı oldu. Senaryonun yeniden yazılması, yıldız kaprisleri, yeniden çekimler, yeni oyuncuların bulunması derken film, planlanan gösterim tarihinden 3 yıl sonra seyirciyle buluştu. Film, toplam 79.7 milyon dolar zarar etti.Postacı / The Postman (1997):Oscarlı yıldız Kevin Costner’ın, ‘Su Dünyası / Waterworld’ filminden sonra rol aldığı ‘Postacı / The Postman’ adlı yapım da toplam 63 milyon dolarlık zarara uğradı. Gigli (2003): Bir zamanlar “Bennifer” diye anılan Jennifer Lopez ile Ben Affleck ikilisinin rol aldığı film, ikilinin o dönemde uyandırdığı antipatinin kurbanı oldu. Film eleştirmenlerden çok olumsuz tepkiler aldı ve sonuçta 46.2 milyon dolar zarara uğradı.Battlefield Earth (2000):Scientology tarikatının kurucusu Ron Hubbard’ın aynı adlı kitabından sinemaya aktarılan filmde, tarikat üyelerinden John Travolta başrolü üstlendi. 3000 yılında geçen ve Travolta’nın garip makyaj ve saç stiliyle büyük değişim geçirdiği film, adeta ‘Yıldız Savaşları’nın kötü bir taklidi gibiydi. Bu yapım da zarara uğratan filmler arasına girdi: 43 milyon dolar.Heaven’s Gate (1980): Yönetmenliğini Michael Cimino’nun üstlendiği film için United Artists Studios, kelimenin tam anlamıyla “kesenin ağzını” açmıştı. Bu epik western filmde, kamera karşısına Kris Kristofferson ve Christopher Walken gibi iki dev oyuncu geçti. Filmin prömiyerinde aldığı kötü tepkiler üzerine yapım üzerinde 6 ay daha çalışıldı. Ancak seyirci hâlâ memnun değildi. Sonunda olanlar oldu ve yapım, dönemin parasıyla bir servet kaybetti: 41 milyon dolar.Ishtar (1987): Warren Beatty, Dustin Hoffman ve Isabelle Adjani’nin başrolünü paylaştığı film, daha çekilmeden olumsuz eleştirilere uğradı. Çölde çekilen ve zorlu şartlar altında çalışılan film, sonunda 22.7 milyon dolar zarar etti. Kleopatra / Cleopatra (1963): Sinema dünyasının iki dev ismi Liz Taylor ile Richard Burton’ın rol aldığı ‘Kleopatra’, başlangıç bütçesinin 22 katına mal oldu. Çekimlerine Londra’da başlanan filmin çekimleri, Taylor’ın rahatsızlığı nedeniyle durduruldu.Yapımcılar, seti büyük zahmetlerle Roma’ya taşıdı ve Taylor’ın iyileşmesi beklendi. Bu arada, iki yıldızın fırtınalı ilişkisi de filmin adeta “lanetli bir yapım” ilan edilmesine neden oldu. Sonunda filmin çekimleri bitti, ancak bu kez de birçok sahne beğenilmeyerek çıkartıldı. Film yılın en çok izlenen filmi olsa da yüksek maliyeti yüzünden 21 milyon dolar zarara uğrattı. From Justin to Kelly (2003): Film, düşük bütçesine rağmen 7.1 milyon dolar zarar edince yapımcısını oldukça üzdü.


Tatilde Dehşet (Boy Eats Girl)

2 YORUM

Stephen Bradley’in yönettiği ve Samantha Mumba, David Leon, Laurence Kinlan ile Tadhg Murphy’nin oynadığı ‘Tatilde Dehşet’ filmi gösterime girdi. Gençlerin öncelikle korku türü filmlere olan eğiliminin aslında kalabalık eğlencelere olan eğilimleri ile birleştiğine dikkat eden yapımcılar, bu yüzden filmin komedi unsurlarına dikkat çyekmei yeğlemiş. 17 yaşındaki Nathan, Jessica’ya aşıktır… fakat bu aşkı ona anlatacak cesareti bir türlü bulamamıştır. Daha da kötüsü okulun ‘aygır’ı olarak bilinen Samson, Nathan’ın, kendi kız arkadaşı Cheryl ile flört ettiğini düşünmektedir. Sonunda Jessica ve Nathan’ın en yakın arkadaşları olayı kendi ellerine alıp ikisini buluşturmaya karar verirler. Ne yazık ki Jessica’nın babasının bu buluşmayı onaylamaması yüzünden tüm planları suya düşer. O gece Jessica’nın Kenneth ile birlikte olduğuna inan Nathan sarhoş olur ve odasında yalnız bir ilmekle uğraşırken yanlışlıkla kendisini asar. Fakat Nathan’ın annesi Grace oğlunun ölüp gitmesine izin vermeyecektir. Öğrendiği eski voodoo büyüleri sayesinde oğlunu hayata geri döndürür. Fakat bir farkla… O artık yaşayan bir ölüdür. Uyandığında Nathan artık hiç acı hissetmemekte, hiç bir şekilde nabzı atmamakta ama insan etine karşı dehşetli bir arzu duymaktadır... Filmin Künyesi Yönetmen: Stephen Bradley Senaryo: Derek Landy Yapım yılı ve ülkesi 2005 - İrlanda Tür: Korku-Komedi İthalat: Özen Film Dağıtım: Özen Film Oyuncular: Samantha Mumba (Jessica) David Leon (Nathan) Laurence Kinlan (Henry) Tadhg Murphy (Diggs) Sara James (Cheryl) Mark Huberman (Samson) Paul Reid (Shane) Sarah Burke (Charlotte) Denis Conway (Craig) Paul Huberman (Deejay) Doreen Keogh (Mrs. Brumble)

kaynak:www.ntv.com.tr


Perde Arkası (Backstage)

0 YORUM

Oyuncu/yönetmen Emmanuel Bercot’nun son filmi ‘Perde Arkası’nda güzel oyuncu Emmanuel Seigner ve genç yetenek Isild Le Besco başrolleri paylaşıyor.
Fransa’da çok beğenilen ve oyunculuklarla göz dolduran film, 25. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma bölümünde gösterilmişti.
Yönetmen, biri 17 yaşında diğeri olgun iki gerçeklikten kopmuş kadını tüm sosyal algıları ters yüz ederek anlatıyor. Her insanın sadece kendi içine dönük yaşadığı bir zamana dair gerçekçi bir hikayeyle ilginç tespitlerde bulunuyor.
Kimin ne zaman daha çocuksu olabileceğini hiçbir yargıda bulunmadan irdeliyor. 25. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma 62. Venedik Film Festivali Resmi Seçki
FİLMİN ÖYKÜSÜ Hayatında tutunabildiği tek şey bir pop yıldızına hayranlık olan Lucie, Lauren’e olan aşkı için yaşamaktadır. Bir reklam çalışması dahilinde Lauren’in Lucie’nin evine gelmesi her iki kadının da hayatında bir dönüm noktası olacaktır.
Lauren’le tanışmak Lucie’nin ona olan tutkusunu daha da şiddetlendirir ve onunla olmak için her şeyi yapmayı kafaya koyar. Uğraşları sonucu otel odasına kadar ulaşmayı başarır. Lauren’in hayatıysa hiç dışarıdan göründüğü gibi değildir. Lucie o şaşalı görüntünün altındaki yıkılmış kadını görür. Ona olan tutkusu nedeniyle Lauren’i mutlu etmek için elinden geleni yapmaya çalışır.
YAPIM HAKKINDA‘Perde Arkası’ büyük sahne spotlarının aydınlatamadığı köşelerde yaşanan hayatları anlatan bir film. Boşluktaki iki kadının birbirleri sayesinde hayata tutunma çabalarının öyküsü. Film, sanatı kitlesel tüketilen bir meta haline getiren pop kültürün, nasıl insan hayatlarının içini boşaltıp anlamsızlaştırdığını iki kadın karakter üzerinden anlatıyor. Biri pop kültürün en tepesinde bir süper star diğeri şehrin banliyösünden bir hayran hayatlarını delicesine tutkularla yaşarlar. Biri onu terk edip giden bir adama diğeri hayallerinde büyüttüğü bir pop stara olan tutkularıyla bir yandan hayata tutunurken diğer yandan aslında tamamen anlamsızlaşmış hayatlar yaşarlar.
İki kadın da sanki onlara ödünç verilmiş hayatlarda onlara biçilmiş rolleri oynarlar. İkisinin de ailesiyle ilişkisi iletişimsizlik ve anlaşmazlık üzerine kuruludur. Lauren bir pop idolüdür ancak kariyer planlarına uygun olmaması nedeniyle çocuk sahibi olma isteğine bile kavuşamaz. Çevresindeki yapay ilişkilerden çok sıkılmış ve tamamen içine kapanmış bir kadın haline gelir. Bu yalnızlık onu daha da kaprisli ve çekilmez biri haline getirmiştir. Gitgide bir depresyona batarken Lucie onun hayatına girer ve onun mutluluğu yeniden bulması için her şeyi yapar. Bedenini bile onu mutlu edeceğine inandığı yönde kullanır.
Lauren onun bu fedakar tavrından çok etkilenir ve onu hiç yanından ayırmamaya başlar ta ki Lucie hamile kalana kadar…Filmin Künyesi Yönetmen: Emmanuel Bercot Senaryo: Emmanuel Bercot, Jérôme Tonnerre Görüntü Yönetmeni: Agnès GodardKurgu: Julien Leloup Yapımcılar: Caroline Benjo, Carole ScottaYapım: 2005, FransaDil: FransızcaSüre: 115 dak.Tür: Dram İthalat: Bir Film Dağıtım: Bir Film Oyuncular: Emmanuel Seigner, Isild Le Besco, Noémie Lvovsky
kaynak:www.ntv.com.tr


Superman Dönüyor (Superman Returns)

0 YORUM

Superman Dönüyor...

Bryan Singer’ın yönettiği ve eleştirmenlerden olumlu not alan ‘Superman Dönüyor’ ülkemizde de gösterime girdi. ABD’de gösterime girdiği ilk gün, 21 milyon, ilk 5 günde ise 84.2 milyon dolar hasılat yapan ‘Superman Returns/ Superman Dönüyor’, bekleyenlerin, beklediklerine değdi. Wall Street Journal’da çıkan bir yorumda, film hakkında “‘Superman’ yüreği ve ruhuyla ‘Dönüyor’” ifadesi kullanıldı. Yeni Clark Kent ve Superman rolünde genç oyuncu Brandon Routh’un yer aldığı filmde, onun büyük aşkı Lois Lane karakterini de Kate Bosworth canlandırıyor. Superman’in ezeli düşmanı Lex Luthor rolünde ise Oscar ödüllü oyuncu Kevin Spacey yer alıyor.


'Bir ben var bende benden içeri'

0 YORUM

Hollywood'un büyük gişe filmlerinin vazgeçilmez yüzü Johnny Depp, sistemin tam göbeğinde yer alsa da kendisini hep biraz 'dışarıda' hissediyor. Son filminden sonra The Guardian'dan Chrissy Iley'e verdiği söyleşide Depp değişen yaşamını ve değişmeyen ruh halini anlattı.
LOS ANGELES - Johnny Depp pırıl pırıl parlayan korsan dişlerini hâlâ takmaya devam ediyor. Birçok yönden, en azından özü ve ruhu itibarıyla o her zaman bir korsandı. Kendisi bir alt kültür adamı.
Onunla daha önce de buluşmuştum. En iyi bildiğim ve en sevdiğim yanı, hakkındaki tüm efsaneleri hem yalanlıyor hem de onaylıyor gözükmesi. Kate Moss'layken küveti şampanyayla doldurduğu ve barmenin gelip onlara kokteyl yaptığı doğru mu? Hayır, ama yapmış olmak isterdi.
Vanessa Paradis'nin hamile halini çekmek isteyen paparazzileri sert bir şekilde kovaladı mı? Tabii ki yaptı. Tutunamayanları, uyuşturucu bağımlılarını, travestileri oynayan sinirli, esrarlı, 'dışarıdaki' bu oyuncu şimdi bir gişe filmleri kahramanı ya da en azından bir süper anti-kahraman mı oldu? Kayip Korsanları'nın ilk filmi 650 milyon dolar hasılat elde etti. 'Ölü Adamın Sandığı'nın Los Angeles'taki prömiyerinde üç mil uzunluğunda bir kırmızı halı vardı.
Yapımcı Jerry Bruckheimer üçlemenin Depp'siz asla mümkün olamayacağını söylüyordu. Bu, film endüstrisi tarafından fazla ters bulunan Depp açısından bir dönüm noktasıydı. Ama tüm bunlar onun artık yumuşadığı anlamına gelmiyor. O halâ bir 'korsan', kendi yolundan gidiyor, aralarında ben hariç tüm uluslararası röportaj taleplerini reddetmenin de yer aldığı, kendi koyduğu kurallarıyla yaşıyor. Şimdi onu neden sevdiğimi anlıyor musunuz? Johnny Depp, korsanlığı gerçekten seviyor. Yeşil bir fötr şapka giyiyor, karmakarışık saçlar ve manalı gözleri var. Bir bilezik koleksiyonu var. Kolunda oğlu Jack'in isminin dövmesi ve bunun tam üstünde Jack Sparrow'un korsan arması var.
Depp, Amerikan televizyon dizisi '21 Jump Street'i bırakalı 20 yıldan fazla oluyor. Ve şimdi 'What's Eating Gilbert Grape', 'Edward Makaseller', 'Ed Wood', 'Finding Neverland', 'Ölü Gelin'den sonra Kaptan Jack Sparrow olarak karşımızda. Bugün insanların ona bir ürün gözüyle bakması canını sıkmıyor, çünkü bunu yaşayan tek insan olmadığını biliyor. Kendi hikâyesini bir mücadele, başarı, başarısızlık, zafer kavisi olarak bile görmüyor. "Hollywood'da başarısız görülen birçok filmde rol aldım. Box-office zehiri olduğum düşünüldü ama bana göre hepsi başarılıydı ve başarı ve başarısızlık arasında hiçbir fark hissetmiyorum.
Bunu nasıl açıklamalı bilmiyorum ama her zaman filmlerde kendi karakterlerimi seçme imkânına sahip oldum." Depp, 90'larda ağırlıklı olarak karanlık karakterlerin ve 'karanlık aşkın' peşine düştü. Sherilyn Fenn, Jennifer Grey ve Winona Ryder ve tabii daha efsanevi olarak Kate Moss'la ilişkisi oldu. "Yıllarca kendimi tuhaf hissettim. Zaman kaybettiğimi düşündüğüm ve kendimi kötü hissettiğim dönemler geçirdim." Uyuşturucu onun için hiçbir zaman eğlenceli olmadı. Sarsıcı değişim, arkadaşı River Phoenix'in Depp'in de ortağı olduğu Doğu Hollywood'daki kulübün dışarısında aşırı dozdan ölmesiyle değil, kızı Lily Rose'un doğmasıyla oldu.
"Yalnızca o zamana kadar ki en mükemmel şey değildi" diyor. "Başıma gelen tek şeydi. Kızımıza hayat vermeye yardım ettim ve o bana hayat verdi". Lily Rose şu anda yedi yaşında, Jack ise dört. Eşi, Vanessa Paradis yalnızca doğru kadın değildi bir de doğru zamanda gelmişti. "Bunu hissedersiniz... Bunu tam olarak açıklayamam ama Vanessa'yı gördüğümde bunu hissettim. Onu ilk kez bir odanın karşısından gördüm, sadece arkası görünüyordu ve bir anda 'Aman Tanrım, neler oluyor?' oldum. Ama sonrasında bile onun ne kadar mükemmel olduğunu ve ne kadar harika bir anne olabileceğini tahmin edememiştim" Bu mutluluk tablosunun sürebilmesi için sinema dünyasından kendisini biraz geri çekmek istediği gibi söylenti var. "Bunda gerçeklik payı var. Bununla birlikte yakın zamanda bana nefes alma fırsatı vermeyecekler. Önümüzdeki yıllarda daha fazla boş zaman bulamayacağım".
Depp, Bruce Robinson'ı Hunter S. Thompson'ın kitabı üzerine kurulu 'The Rum Diary' filmini yönetmesi için tatlılıkla ikna etti. Öte yandan Gregory David Roberts'ın bir Avustralyalı eroin bağımlısının hapishaneden kaçıp Hindistan'daki gecekondu mahallelerinde doktorluk yapmasını anlatan romanının sinema versiyonu olan 'Shantaram'ın oyunculuğunu ve yapımcılığını yürütüyor. Vanessa'nın çalışmasının ilişkilerinin canlılığını değiştirmesinden endişe ediyor mu? "Hayır" diyor. "Çalışmak isterse elbetteki çalışabilir.
İlk tanıştığımızda turnedeydi ve ben de 'turne babası' olmuştum. Uzun bir süre sadece ben ve kızım vardık." Ona, Kate Moss'un onun tam zıttında Paula Yates'i oynayacağını okuduğumu söylüyorum. Sandalyesinden geriye doğru çekiliyor. Önce şoktan gözleri buz kesiliyor sonra da gülüyor. "Arada çok uzaklık var! Paula, Kate'ten fiziksel olarak ve diğer yanlarıyla çok farklı biriydi." Yerinden zıplayarak kalkıyor ve odada bir kültablası aranıyor; bundan sonra sakinleşmek için bir sigara sarmaya ihtiyaç duyuyor. Kate'ten bahsetmek odayı biraz geriyor. Ama biraz sonra uzaktan ona çalışmalarında başarı diliyor.
"Kate, muhteşem bir kızdır." Muhabbet sırasında eski günlerini anlatırken bir ara kendisinden 'dışarıda' diye bahsediyor. Peki kendisini hâlâ 'dışarıda' hissediyor mu? "Yabancı demek istedim, sizin kullandığınız anlamda hiç dışarıda hissettiğimi düşünmüyorum. Yalnızca hiçbir zaman kendimi 'içeride', dahil hissetmedim. Ve hiçbir zaman içeride olmak gibi bir derdim olmadı" Artık televizyonları camdan dışarı atmak istemediğinizi mi söylemek istiyorsunuz? diye soruyorum "Demin dediğim gibi çocuk sahibi olmak beni çok değiştirdi" diyor. Depp'i kucaklayıp otelden ayrılıyorum. Dışarıda yüzlerce gazeteci beni öldürmek için bekliyor. (The Guardian)
Kaynak: radikal


Sheitan

0 YORUM

Tür Korku / Gerilim / Komedi, Gösterim Tarihi: 30 Haziran 2006 Yönetmeni kim Chaprion, Senaryo Kim Chapiron, Christian Chaprion Görüntü Yönetmeni Alex Lamarque, Müzik Nguyen Le Yapım 2006 Fransa, 94
Oyuncular: Vincent Cassel ( Joseph ), Oliver Bartelemy ( Bart), Monica Bellucci ( Güzel Vampir), Roxane Mesquida ( Eve)
Kim Chapiron’un yönettiği ve Vincent Cassel, Olivier Barthelemy, Leila Bekhti ile Monica Belluci’nin oynadığı ‘Sheitan’, gösterime girdi.
Sınır tanımayan hareketli bir komedi anlayışını sinir paralayan bir gerilim, kapkara mizah ve insanın içini titreten kanlı bir korkuyla birleştiren ‘Sheitan’, hem filmin yapımcısı, hem de şeytani Joseph rolüyle başroldeki Vincent Cassel’in desteklediği, canlı ve yaratıcı genç Fransız film yapımcılarını gevşek bir örgütlenmede bir araya getiren Kourtrajme topluluğunun üyesi Kim Chapiron’un ilk uzun metrajlı filmi. Paris’te bir gece kulübünde Bart, Ladj ve Thai iki muhteşem kızla tanışırlar, Eve ve Yasmine. Sarhoş ve kontrolden çıkmış haldeki Bart, kavga çıkarır. Tepesi atan barmen, Bart’ın kafasında bir şişe patlatır ve onu sokağa atar.Üç erkek de açıkça Eve’i arzulamaktadır; Eve, onları ve Yasmine’i haftasonunu geçirmek üzere annesiyle babasının şehir dışındaki evine davet eder.Şafakta eve varırlar, onları evin bekçileri Joseph ve Marie karşılarlar.
Düşmanca tavırlar sergileyen Marie, hamileliğinin son dönemindedir ve Noel için oyuncak bir bebek yapmaktadır. Onu fazla ciddiye almayan çetemizin üyeleri yakınlardaki bir kaplıcayı ziyaret ederler. Bart burada mahalleli bir grup çocukla kavga çıkarır. Şiddetli bir kapışma başlar.Serserilerden biri Bart’ın kafasından bir tutam saç yolar, sonra Joseph devreye girer. Uğursuz ev bekçisinden açıkça korkan mahallenin çocukları küfrederek uzaklaşırlar.Daha sonra evde, kahramanlarımız Noel yemeğinde kızarmış keçi yerler.
Gece çöktükçe sarhoş muhabbetinde konu sekse, Kötülüğe, Sheitan’a gelir. Giderek daha da rahatsız edici hale gelen Joseph, ruhuna şeytan girip kızkardeşini hamile bırakmaya zorlanan bir köylünün korkunç hikayesini anlatır...


Vampirlerin Şafağı

0 YORUM

Tür Korku / Komedi Gösterim Tarihi 30 Haziran 2006 Yönetmen Anders Banke, Senaryo Daniel Ojanlatva, Görüntü Yönetmeni Chris Maris, Müzik Anthony Lledo Yapım 2006 İsveç,
Oyuncular: Jonas Karlström ( Sebastian), Petra Nielsen ( Annika), Carl-Ake Eriksson ( Prefesör Gerhard Bechert), Grete Havnesköld ( Saga) Emma Aberg ( Vega) , Mans Nathanaelson ( Lukas), Anna Lindholm Rosendahl ( Mona)
Güneşin hiç doğmadığı bir yerde, vampirlerin şafağı doğmak üzere... ‘Vampirlerin Şafağı’ Bir Film dağıtımıyla sinemalarda.
Yönetmenliğini Anders Banke’nin üstlendiği film türün tüm klişelerini tersyüz ederek kullanıyor. Gün ışığının hiç görünmediği bir ortamda kendilerine yaşam şansı bulan vampirlerin ürkütücü hikayesi ilerlerken, türün meraklılarını sevindirecek pek çok ince mizah ürününe sahip senaryo ‘Vampirlerin Şafağı’ benzersiz bir seyirliğe dönüştürüyor.
Henüz 17 yaşında bir genç kız olan Saga ve doktor olan annesi Annika yeni bir şehre taşınırlar. Genetik tıp konusunda uzman olan Annika bu şehirdeki hastanelerden birisinde iş bulmuştur. Saga güneşin bulutların arasından yüzünü göstermediği bu kente alışmakta güçlük çekerse de okulda tanıştığı tuhaf arkadaşı Vega sayesinde kendine yeni arkadaşlar edinmeye başlar. Saga ve annesi için her şey yoluna girmiş gibi gözükse de, annesinin çalıştığı hastanede bir şeyler ters gitmektedir.
Kısa süre içinde herkesin kanını donduran şüpheli ölümler ve kazalar yaşanmaya başlanır. Genetik bir hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçların yanlış bir ele geçmesi ile işler iyice çığrından çıkar. Gözün kar ve buzdan başka bir şey görmediği bu karanlık şehir korkunç bir sır gizlemektedir...


Başparmak

0 YORUM

Tür Komedi / Dram Gösterim Tarihi 30 Haziran 2006, Yönetmen Mike Mills, Senaryo Mike Mills, Walter Kirn ( kitap) Görüntü Yönetmeni ( Joaquin Baca-Asay) Müzik Tim DeLaughter, Yapım 2005 , ABD, 96 dk.
Oyuncular: Lou Pucci ( Justin Cobb), Tilda Swinton ( Audrey Cobb), Vincent D'Onofrio ( Mike Cobb), Keanu Reeves ( Perry Lyman), Benjamin Bratt ( Matt Schramm), Kelli Garner ( Rebecca), Allen Go ( Biyoloji öğretmeni), Vince Vaughn ( Bay Geary), Chase Offerle ( Joel Cobb)
Bağımsız bir film yapmak yıldırıcı ve zor bir iştir. Walter Kirn’ün romanıyla aynı adı taşıyan Mike Mills’in senaryosunu yazıp yönettiği film ‘Thumbsucker’ bağımsız ve yaratıcı bir film.
Parmak emen insanlar sadece kendi korku ve kuşkularıyla uğraşmanın dışında hiçbir şeye karşı çok istekli değillerdir. Kusurlarının kendilerini sevilebilir yaptığını gösteren sihirli cevaplar aramaktadırlar.Kaç yaşında olursanız olun büyümek ve olgunlaşmak kolay değildir. Justin Cobb (Lou Pucci), 17 yaşında ve hâlâ parmağını emmektedir.
Bu ailesine, ilişkilerine ve kişiliğine zarar vermektedir. Bu yüzden bırakmak istemektedir. Arayış içindeki aykırı bir ortodontist guru tarafından yapılan hipnoz terapisi işe yarar ve artık Justin parmağını emmez. Tam da problemini çözmeye ve normale dönmeye başladığını düşünürken aslında Justin’in dertleri yeni başlıyordur. Parmak emmek derinlerde yatan bir korkunun belirtisidir aslında. Annesi için, yeteri kadar iyi olamamaları ve onları bırakıp gideceği korkusu vardır.
Ailesinin ve okuldaki öğretmenlerinin kontrolünde sakinleştirici haplar almaya başlar ve kurtuluşu bu haplarda bulur. Aldığı haplar sayesinde daha dinç ve kendine güvenlidir.


Melissa P.

0 YORUM

Tür Dram Gösterim Tarihi 30 Haziran 2006 Yönetmen Luca GUadagnino Senaryo Barbara Alberti, Cristina Farina, Luca Guadagnino, Melisa P. ( Kitap) Görüntü Yönetmeni Mario Amura Müzik Lucio Godoy Yapım 2005 İtalya / İspanya / ABD 100 dk Oyuncular Maria Valverde ( Melissa), Geraldine Chaplin ( Nonna Elvira), Letizzia Ciampa ( Manuela), Primo Reggiani ( Daniele), Fabrizia Sacchi ( Daria) , Nilo Mur ( Marco) Melissa 16 yaşında, kendini keşfetmenin eşiğinde, Sicilyalı, tatlı, masum ve kırılgan bir genç kızdır. Çoğu akranı gibi, ailesiyle arasında kopukluk hissetmektedir: Babası sürekli seyahat etmekte, annesi ise kendi dünyasında yaşamakta ve kızının kadınlığa adım atmadaki sıkıntılarına kayıtsız kalmaktadır. ... Ve Melissa cinselliği keşfeder. Beklediği muhteşem ve üstün dünyadan çok uzak olan bu yeni dünyaya dalar dalmaz şok olan genç kızın, yetişkinliğe geçişindeki acımasız ve aşağılayıcı ilk deneyimi aşk hakkındaki hayallerini yerle bir eder. Hızla gelişen cinselliğinin altında yatan gizemi çözmeye kararlı olan genç Melissa, kendini tam anlamıyla eğitmeye karar verir. Cüretkâr deneyselliği onu bir “ahlaksızlık girdabı” hâline gelen batağa saplar. Kadın olmanın ne demek olduğunu nihayet anlamasını ve kabullenmesini sağlayacak o trajik olaya kadar, genç kızın gözden düşmesine neden olan davranışları, ona aydınlanma getirmek yerine, kalp acılarının artmasına ve kafasının daha da karışmasına yol açar.


Aşk ve Sigara...

3 YORUM

Tür: Müzikal Komedi, Gösterim Tarihi: 30 Haziran 2006, Yönetmen John Turturro, Senaryo John Turturro, Görüntü Yönetmeni Tom Stern, Yapım 2005 ABD 115 dk. Oyuncular: Oyuncular: James Gandolfini ( Nickh Murder), Susan Sarandon ( Kitty Kane) , Kate Winslet ( Tula), Steve Buscemi ( Angelo), Kumar Pallana ( Da Da Kumar), Christopher Walken ( Kuzen Bo) Mandy Boore ( Baby), Aida Turturro ( Rosebud), Mary-Louse Parker ( Constance) John Turturro’nun yönettiği ve James Gandolfini, Susan Sarandon, Kate Winslet ile John Turturro’nun oynadığı film ‘Aşk ve Sigara’, cinsellik ve ölüm üzerine yapılmış büyülü bir masal. 2005 yılı Venedik Film Festivali’nde, Altın Aslan’a aday gösterilen filmin yürütücü yapımcılığını üstlenen Joel ve Ethan Coen, bu projede yer aldıkları için büyük onur duyduklarını belirtiyorlar. FİLMİN ÖYKÜSÜ Orta yaş krizi eşiğindeki Nick, kızıl saçlı Tula (Kate Winslet) için büyük bir tutku beslemektedir. Uzun yıllar Nick’in karısı olan Kitty (Susan Sarandon) için ise bu ihanet bardağı taşıran son damla olmuştur. Kocasına karşı inancını kaybeden Kitty, nefretten dolayı hissettiği yırtıcı duygulara kendi bile şaşırmaktadır. Nick ise sonunda ailesini içine sürüklediği acıyı anlayacaktır. Karısının sahip olduğu aşk ve saygınlığın değerini zamanla keşfedecektir.


Seksi Futbolcu (She's the Man )

0 YORUM

Tür: Romantik Komedi Gösterim Tarihi 26 Mayıs 2006 Yönetmen Andy Fickman Senaryo Ewan Leslie, Karen McCullah Lutz, kirsten Smith, William Sehakespeare ( kitap) Görüntü Yönetmeni Greg Gardiner Müzik Nathan Wang, Yapım 2006 ABD, 105 Dk...Oyuncular: Amanda Bynes ( Viola), Channing Tatum ( Duke), Laura Ramsey ( Olivia), Jonathan Sadowski ( Pual) Robert Hoffman ( Justin) , James Snyder ( Malcolm)Andy Fickman’ın yönettiği ve Amanda Bynes, Channing Tatum, Laura Ramsey ile Vinnie Jones’un oynadığı ‘Seksi Futbolcu’ Warner Bros. dağıtımıyla r Film tarafından gösterime sokuldu. 17 yaşındaki futbol takımı oyuncusu Viola Hastings kız takımının elendiğini öğrenir ama erkek takımının koçunu ya da futbolcu erkek arkadaşını erkeklerin takımında oynayacak kadar iyi olduğuna ikna edemez. Haylaz ikiz kardeşi Sebastian Londra’dan telefon edip yeni okulu Illyria Lisesi’ne başlamak için zamanında gelemeyeceğini söyleyince erkeklerden intikamını alma şansını değerlendirmeye karar verir. Kıyafet ve makyaj sanatçısı arkadaşının yardımıyla Sebastian’ın kılığına bürünür ve erkek futbol takımına katılmak için onun okuluna gider. Ama oda arkadaşı Duke’a karşı duyguları geliştikçe ve üstelik Duke’un uzun süredir hoşlandığı güzel Olivia bu yeni gelen, şaşırtıcı derecede duygusal çocuktan, “Sebastian”dan etkilenmeye başlayınca, bir erkek gibi davranmak Viola’nın beklediğinden daha zor bir hale gelir. Aynı zamanda Sebastian’ın eski kız arkadaşı Monique de onu izlemektedir. www.ntv.com.tr


Raydan Çıkanlar (Derailed)

0 YORUM

Tür: Dram Gösterim Tarihi 26 Mayıs 2006 Yönetmen Mikael Hafström, Senaryo Stuart Beattie, Öams Siegel ( kitap) Görüntü Yönetmeni Peter Biziou, Müzik edward Shearmur , Yapım 2005 ABDClive Owen (Charles Schine) , Jennifer aniston (Lucinda Harris) , Vincent Cassel ( Philippe Laroche), Melissa George ( Deanna Schine) RZA ( Winston Boyko) , Addison Timlin ( Amy Schine), Tom Conti ( Elliot) , Xzibit ( Dexter) , Giancorla Esposito ( Detektif Church), Davit Morrissey ( Sam) , Rachel Blake ( Susan) Charles Schine işine gitmek için her sabah düzenli olarak 8:43 trenini yakalamak zorundadır. Bir gün treni kaçırır ve Lucinda Harris ile tanışır. Lucinda çok güzel, büyüleyici ve baştan çıkarıcıdır. Artık Charles'ın hayatı sonsuza dek değişecektir. Çok geçmeden de kendilerini bir otel odasında bulurlar. Charles ile Lucinda'nın ilişkisi, odaya LaRoche adlı acımasız bir yabancının girmesi ve ikisini silâhla tehdit etmesiyle çıkmaza girer. Yasak aşk, tehlikeli ve şiddet yüklü bir kâbusa dönmüştür. http://www.sinema.com/film_ozetbilgiler.aspx?FilmID=6072


Sil Baştan "Eternal Sunshine of the Spotless Mind"

0 YORUM

Tür:Romantik/Dram/Komedi/ Romantik Komedi Gösterim Tarihi 26 Mayıs 2006 Yönetmen Michel Gondriy, Senaryo Charlie Kaufman, Michel Gondry, Pierre Bismuth, Görüntü Yönetmeni Ellen Kuras, Yapım 2003, ABD, Oyuncular Jim Carrey ( Joel Barish), Kate Winslet ( Clementine Kruczynski), Kirsten Duanst ( Mary) Tom Wilkinson ( Dr. Howard Mierzwiak), Elijah Wood ( Patrick), Mark Ruffalo ( Stan), David Cross ( Rob) Joel (Jim Carrey) uzun zamandır kız arkadaşı olan Clementine (Kate Winslet) ile ilişkilerindeki sorunlu anıları silmeye çalışmaktadır. Yeni bir yöntem keşfeden doktor Howard Mierzwaik (Tom Wilkinson) ile anlaşarak Clementine'i hafızasından çıkarmaya çalışır. Ancak bu çalışmalar sırasında Joel'in hafızası tamamen kaybolur ve tutkularını yeniden keşfetmeye başlar. Bunun üzerine doktor ve ekibi Joel'in beynindeki labirentlerde onun kaybolan anılarını bulmaya çalışırlar. Açıkça görülür ki Joel henüz Clementine'i hafızasından atamamıştır. http://www.sinema.com/film_ozetbilgiler.aspx?FilmID=4933


X-Men: Son Direniş (X-Men: The Last Stand)

0 YORUM

Tür Bilim Kurgu /Macera/Aksiyon/Çizgi Roman Gösterim Tarihi 26 Mayıs 2006 Yönetmen Brett Ratner Senaryo Simon Kinberg Müzik John Ottman Yapım 2006 ABD:Oyuncular Shawn Ashmore (Bobby Drake/Buzadam) , Daniel Cudmore (Peter Rasputin/Colossus) , Alan Cumming (Kurt Wagner/Nightcrawler) , Hugh Jackman (Logan/Wolverine) , Famke Janssen (Jean Grey/Phoenix) ,Aaron Standford (Pyro) , X-Men: Son Direniş / X-Men: The Last Stand"Mutasyon geçirip olağanüstü niteliklere sahip olan insanların toplumda kabul görüp özgürleşme mücadelesi sürüyor. Marvel çizgi romanlarından yapılan üçüncü "X-Men" uyarlamasında sıradan insanlar bir aşı geliştirip mutantları "iyileştirmeye" çalışınca Magneto liderliğindeki mutant gerillalar saldırıya geçiyor. Tür totalitarizmine, faşizme, ayrımcılığa, adını her ne koyarsak koyalım insanlığın hep mustarip olduğu yabancıya, ötekiye, farklı olana duyulan korku ve kötülük yapma isteğine karşı bir tavır içeriyor "X-Men" dizisi. Çoğu çizgi roman ele aldığı siyasi, toplumsal sorunları, getirdiği eleştiriyi popüler kültür çerçevesinde fazlasıyla hafifletir. Uyarlamalar ise eğlencenin eğlencesine dönüşebilir. Oysa "X-Men"in simgelediği durum ve aldığı tavır o kadar açık ve net ki eğlence endüstrisi ürünü olarak bile etkisini yitirmiyor. En yalın biçimde antifaşist diye niteleyebileceğimiz bir fantastik bilimkurgu filmi var karşımızda. Üçüncü ama daha önce öngörüldüğü gibi sonuncu olmayacağını finaldeki bir ipucundan tahmin ettiğimiz "X-Men: Son Direniş" dizinin ikinci filmi kadar heyecan verici değil. İnsanlar ve mutantlar arasındaki ilişkiler kadar iki ayrı mutant topluluğu arasındaki ilişkiler de daha fazla gerilmesine rağmen filme bir sükunet hakim. Filmin gündeme de uygun düşecek şekilde gücün kontrolsüz kullanımı, baskı yoluyla kişi hak ve özgürlüklerini sınırlama üzerine daha sağlam bir argüman getimesi için özellikle böyle ele alındığını da düşünebiliriz. Bu bölümde ABD başkanının Mutant İşleri Bakanlığı'na bir mutantı getirmiş olması, laboratuvarlarda gizlice deneyler yapılıp mutantlara tıpkı gay'ler gibi hasta muamelesi yapılması, aşı olmaya teşvik edilmeleri filmin siyasi temelini pekiştiriyor. http://www.milliyet.com.tr/content/sinema/sin013/asinema.html


Veda Vakti (Le Temps Qui Reste)

0 YORUM

Tür: Dram Gösterim Tarihi 19 Mayıs 2006 Yönetmen François Ozon Senaryo François Ozon Görüntü Yönetmeni Öeanne Lapoirie Yapım 2005, Fransa, 85 dk. Oyuncular: Melvil Poupaud (Romain) ,Jeanne Moreau (Laura) , Valeri Bruni Tedeschi (Jany) , Daniel Duval ( Baba) Marie Riviere ( Anne) Christian Sengewald ( Sasha) Louise-Anne Hippeau ( Sophie) Walter Pagano (Bruno) Sitcom’, ‘Havuz’, ’8 Kadın’, ’5x2’ filmleriyle uluslararası arenada haklı bir üne kavuşan François Ozon, son filmi ’ Veda Vakti - Le Temps Qui Reste’ ile kariyerinin zirvesinde olduğunu ortaya koyuyor. Ozon’un ölüm üçlemesi adını verdiği serinin ikinci filmi olan ‘Veda Vakti’, genç yaşta ölümcül bir hastalığa yakalanan bir fotoğrafçının ölümü kabulleniş sürecini anlatıyor. Efsanevi oyuncu Jeanne Moreau’nun da unutulmaz bir performans sergilediği ‘Veda Vakti’ ölüm üzerine yapılmış en başarılı filmlerden birisi olarak gösteriliyor. Ozon, ölüm üçlemesinin ilk filmi ‘Kumun Altında’da olduğu gibi bu filminde de duygu sömürüsünden uzak, karakter tahliline dayalı, son derece etkileyici bir yapıt ortaya çıkarıyor. Filmin Öyküsü: Kendisinden başka pek bir şeyi önemsemeyen Romain genç bir moda fotoğrafçısıdır. Ailesi ile ilişkisi mesafelidir, sevgilisi Sasha ile ilişkileri sağlıksızdır. Romain’in hayat rutini fotoğraf çekimleri sırasında geçirdiği bir baygınlıkla alt üst olur. Genç adam tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalandığını ve önünde yaşayacak en fazla birkaç ayı olduğunu öğrenir. Tedaviyi reddeden Romain herkesten uzaklaşarak iç dünyasına uzanan bir yolculuğa çıkar. Romain adım adım ölüme yaklaşırken kendisi ile hesaplaşacak ve dünya ile barış imzalayacaktır.


Da Vinci Şifresi (The Da Vinci Code)

0 YORUM

Başrollerini Tom Hanks, Audrey Tautou, Ian McKellen, Alfred Molina, Jürgen Prochnow, Paul Bettany ve Jean Reno’nun oynadığı filmi Ron Howard yönetti; Dan Brown’ın kitabına dayanarak Akiva Goldsman kaleme aldı. Yazar Dan Brown’ın aynı adlı ‘çok satan’ romanından sinemaya uyarlanan ‘Da Vinci Şifresi’ (The Da Vinci Code) bugün tüm dünya ile aynı anda Türkiye’de de gösterime girdi. ‘A Beautiful Mind’ın yönetmeni Ron Howard, yapımcı Brian Grazer ve senarist Akiva Goldsman’dan oluşan Oscarlı ekibi ile (‘The Remains of the Day’le Oscar adayı) yapımcı John Calley, günümüzün en popüler ve hakkında en çok konuşulan Dan Brown imzalı romanı ‘The Da Vinci Code / Da Vinci Şifresi’nin sinema versiyonu için bir araya gelmişler. İki Oscarlı Tom Hanks’in başını çektiği zengin oyuncu kadrosunun diğer isimleri ise Audrey Tautou, Ian McKellen, Alfred Molina, Jürgen Prochnow, Paul Bettany ve Jean Reno.Grazer ve Calley yapımı olan ‘The Da Vinci Code / Da Vinci Şifresi’ insanlık tarihinin en büyük sırrını ortaya çıkaran, gerilim yüklü bir cinayet soruşturmasını konu alıyor.Ünlü simgebilim Profesörü Robert Langdon (Tom Hanks) bir gece, Louvre müzesine çağırılır. Müze müdürü öldürülmüş ve ardından gizemli bir simge dizimi ve ipuçları bırakmıştır. Kendisi de tehlikede olan Langdon, polis kriptoloji uzmanı Sophie Neveu’nün (Audrey Tautou) yardımıyla, Leonardo Da Vinci’nin çalışmalarında bir dizi akıl almaz sırrı çözer. Tüm bu sırlar onları, hayatlarını 2000 yıldır gizli kalan eski bir gizemi korumaya adamış gizli bir topluluğa götürür.Langdon ve Neveu, Paris, Londra ve İskoçya’daki heyecan verici serüvenleri sırasında, şifreyi kırmak ve insanlığı temelinden sarsacak sırları ortaya çıkarmak için umutsuzca çabalarlar. kaynak:ntv.com.tr


Allegro

0 YORUM

Tür: Dram Gösterim Tarihi: 12 Mayıs 2006, Yönetmen: Christoffer Boe Senaryo: Christoffer Boe, Mikael Wulff, Görüntü Yönetmeni: Manuel Alberto Claro, Müzik: Thomas Knak, Yapım: 2005 Danimarka, 88 dk. Oyuncular: Ulrich Thomsen (Zetterstrøm) , Helena Christensen (Andrea) ,Henning Moritzen (Tom) , Nicolas Bro (Terence Sander) , Ellen Hillings (Clara) , Benedikte Hansen (Piyano öğretmeni) Konusu: Sorunlardan kaçmanın insan yaşantısına hiç bir şey kazandırmayacağı gerçeği beyaz perdeye aktarılıyor bu filmde. Mutluluk ve başarı, 'Hayatınızı zaferlerle süslemek istiyorsanız birçok şeyi, en başta aşkı es geçmelisiniz. Mükemmeliyetçi piyanist Zetterstrom da böyle yapar ve terk ettiği şehirle ilgili tüm anıları, bilinçaltının, kendisinin bile bilmediği derinliklerine gömer. Fakat unuttuğu ve düşünmediğini sandığı gerçekler birgün su yüzüne çıkacak ve hesaplaşmayı isteycektir. Bu çağrı usta piyanisti harekete geçirir ve hesaplaşmak için kaçtığı şehre geri döner... Gösterim Salonlarından Bağzıları: Alkazar Beyoğlu: Tel: 0212 293 24 66 Seans: 11:45 13:30 15:30 17:30 19:30 21:30 222 Movieplex Nişantaşı Tel: 0212 219 09 60 Seanslar: 11:00 13:00 15:00 17:00 19:00 21:00


SON YAZILAR
ARSIV
  • Enis Batur
  • Felsefe Notlari
  • Borges Defteri
  • Şimdiye kadar

    Los Angeles Probate Lawyer
    kişi ziyaret etmiştir.

    ATOM 0.3